14 Mart 2016 Pazartesi

Memede Süt birikmesi, Angorjman ve lohusalığın kabus dolu ilk günleri...

Çağan doğduğunda 3. günde ne olduğumu anlayamadan sütle dolmuştum. Sonra acı dolu sağma işlemleri, mastit olmasın diye edilen dualar, sıcak kompresler, kanayan ve yara olan meme uçları, hiç bir işe yaramayan bir dolu meme ucu bakım kremi ve kocakarı yöntemleri derken geçip gitti süt olayları... O zaman öyle bir acı çekmedim diyordum, Defne ile güncelledim kendimi...

Doğumun ardından 3. sabah uyandığımda yine sütle dolmuş ve taş gibiydim, bir gecede nasıl olduğunu anlayamamıştım, Defne kendini 6 aylık bebek sanarcasına kuvvetli emiyordu, hem bu kez Çağan'da yaptığım gibi süt artırıcı hiç bir şey yememiş içmemiştim... Gün içinde ağrılar başladı, sıcak duş ve masajlarla bir türlü sütü boşaltamadım ve  akşam üstü sağmak için hastaneye gittim. Doğumumda bulunan ebe o öpülesi elleri ile masaj yaparak sütümü sağmama yardım etti, bir yandan dişimi sıktım bir yandan acıdan ağlayıp inledim. Hastaneden ayrılırken eve de hastane tipi süt sağma makinası kiraladım çünkü ebe bir hafta boyunca saatte bir sağarak sütü boşaltmam, kanallarda bekletmemem, 2-3 gün sonunda baktım rahatladım 2-3 saatte bir, 1-2 ay sağım yapmam gerektiğini söyledi. Sağmak demek yine  acı dolu emzirme ve aylar süren iyileşmeyen yaralar demekti, Çağan'dan biliyordum. Moralim çok bozulmuştu, elimdeki 80cc kolostruma bakıp şükrediyordum...Sütüm vardı, olsundu, şükürdü, geçerdi...

Lakin geçmiyordu, geçmiyordu, sağdıkça tekrar doluyordum, büyüyen ve yara olan meme uçlarım yüzünden Defne düzgün ememeyecek diye korkuyordum, her emzirmede ağlamak bir yana neredeyse çığlık atma derecesine gelmiştim. Mantık olarak memeyi boşaltınca vücut yerine yenisini koyuyordu, bu kısır döngüyü nasıl kıracaktım içinden çıkamıyordum. sağma işi bitince hemen telefona sarılıp okuyordum. Saat başı ılık-sıcak kompres ve ardından sağım yapıyordum-emziriyordum. Defne ne kadar emerse emsin boşaltamıyordu, ben kendimi yüzlerce kadının prolaktinini gaspetmiş gibi hissediyordum, vücudum çılgınca süt üretiyordu, ben ve annem bu sağma işi yüzünden ve uykusuzluktan bitmek üzereydik. Korkumdan su içmiyordum, süt yapıcı hiç bir şey yemiyordum ama yine de devam ediyordu. Evde sağma işlemine başladıktan 2 gün sonra yine iki memede de sertlik ve kızarıklık oldu, aile hekimine gittim ve antibiyotik başladık. Sonraki gün yine hastanede ebe yardımı ile sağım yaptık. Onca komprese, antibiyotiğe rağmen geçmiyordu, resmen kabus gibiydi, yatak odasına kapanmış durmadan çalışan su ısıtıcı, sıcak havlular, süt sağma makinasının sesi, meme ucu kremleri derken benim sigortalar atmaya başladı. Aklıma gelen sağlık çalışanlarına, yenidoğan hemşirelerine, herkese soruyordum nasıl bitecek bu durum diye. 

Kime sorduysam ya da söylediysem önce maşallah ne güzel diyordu, -ama öyle değildi işte, çeken anlayabilirdi- sonra sağmaktan başka çare yok diyorlardı. Birisi de sağımdan önce sıcak kompres sonra da soğuk kompres yapmam gerektiğini söyleyince, ben sağım sonrası annemin yapmamam için yalvaran bakışlarına aldırmadan soğuk havlular ile komprese başladım ve sonraki gün ciğerlerimi üşüterek feci hastalandım. Uykusuzluk , sağım işleri ve süt olacak korkumdan bir şey yememem beni çok güçsüz düşürdü, bu kez iğne olmaya başladım ve üzerine 1 haftalık bebeğimin sütüne ilaç karıştırıyorumun vicdan azabı eklendi.Tam 1 hafta olmuştu ve ben hala aynı şeyleri yapmaya devam ediyor ve bir arpa boyu yol alamıyordum, post partum depresyonunun kıyısındaydım sanırım, ağlamaktan, memelere masaj yapmaktan ve her seferinde aynı acıyı çekerken annemi bu kadar üzüyor olmaktan yorulmuştum. 7. günün gecesi annem boğazım için ıhlamur yapmış getirmişti, ben elimde telefon durmadan blog okuyordum, bir yerde biri bişeyler yazmış olmalıydı derken buldum! 

O gece o ıhlamuru bırakıp koca bir kupa adaçayı içtim ve rahatladım. Bir de her gün 1 diş çiğ sarımsak yuttum. Tünelin ucundaki ışığı görmüştüm sanki.

Sonrasında 24 saat boyunca tek memeden emzirip diğerini rahatlatacak kadar elimle sağarak meme terbiyesi denen şeyi yaptım. 2. gün sonunda her şey normale dönmüştü, sağma makinasını gözümün görmeyeceği bir yere kaldırdım, emzirme aralığı uzayınca meme uçlarım iyileşmeye başladı, ben de kendimi bu çıkmazdan kurtulduğum için rahatlamış hissetmeye başlamıştım.

Bir kaç gün sonra yine süt birikmesi oldu, yine başa dönüyoruz diye çok korktum ama ara ara sağarak, ılık duş alarak, masaj yaparak açtık. 

Buraya kadar süt fazlalığından olan yakınmam hakında yazdım ama 1 ay sonunda birden sütüm azaldı, neredeyse gidiyordu. Vücudumun da sigortaları attı sanırım, kendini şaşırmış halde süt üretirken birden kesmeye karar verdi. Neyseki toparladım ama tek memeden süt oldukça az, gitmek üzere. Sağım yaptığım süreçte sol meme çok yara olduğu ve sağarken daha da kötüleşip acıdığı için onu emzirip sağ memeyi sağmıştım. İşte o sağdan sürekli sağma işlemi sanırım süt üretimini azalttı, çünkü sağmak bebeğin emmesi gibi olmadığından süt git gide azalır. Defne sağ memeyi emerken düzgün yerleşemiyor olmalı ki hala arada süt birikmesi oluyor, bu birikme sırasında beyne meme dolu mesajı gittiğinden mi , masaj yaparken zedeledim mi yoksa o sağma işleminden etkilendiğinden midir bilmiyorum, sağ memede oldukça çok az süt var. Şimdi emzirdikten sonra sağarak bitmesini engellemeye çalışıyorum, bilmiyorum başka yolu var mı... Tek meme ile 2 yaşına kadar emzirenler olduğunu okuyunca içim biraz daha rahatladı. Bu süt konusunda elimden geleni yaptığımı düşünüyorum, bundan sonrası ne olacaksa göreceğiz....


Bu kez süt birikmesi hadisesini daha ağır atlattım ama meme ucunda yara falan kalmadı. Hastane tipi makinayi kiraladığım kişi sağım öncesi Lansinoh sürersem sağımın daha kolay olacağını söylemişti, lanolin doğal olduğundan sütü bozmuyor dedi. Bozsa da bozmasa da daha fazla acı çekmemek için öyle yaptım ve gerçekten fark etti, hem daha az parçalandım hem de daha hızlı iyileştim. Ayrıca Çağan'da işe yaramadığını düşündüğüm Garmastan pomad bu kez çok iyi geldi.


Fazla süt üretimi ile ilgili okurken bunun 7-8 ay sürdüğünü, defalarca mastit olup ameliyat geçirenler olduğunu gördüğümde kendimi çok şımarık ve mızmız da hissettim,elbette beterin beteri benimkinden de kötü acılar çekenler vardı ama yine de ben de çok üzülmüş çok yıpranmıştım. Doğum sonrası bu 1 hafta-10 gün, hayatımda en acı çektiğim, en kötümser ve umutsuz olduğum, kendimi en çaresiz hissettiğim, annemi üzdüğüm için vicdan azabı çektiğim ve unutmak istediğim günlerdi.Doğum sonrası beni görenler kilo kaybıma şaşırmıştı, ister istemez zayıflamış 27 beden kotuma sığar hale gelmiştim bile...

Geçmez sanıyordum üzerinden 1 ay geçti, şimdi yazıyorum ki benim gibi umutsuz olanlar o kötü günlerin geçtiğini yazan biri olduğunu görüp umutlarını yitirmesinler ve gerekirse adaçayını bir denesinler...Ama abartmadan zira sütü azaltmada çok etkili.

Haa bir de günün birinde Defne okur da onun için neler çektiğimi görür belki:)

9 Ocak 2016 Cumartesi

Beklerken...











Beklemek bana hep zor geldi ama baĞzıları var ki çok daha zor... 
Nasıl olacak, nasıl gelecek, ne zaman gideceğiz, nasıl kavuşacağız, ya bi'şeyler ters giderse kaygıları....

Bizi telaşa verdikten, eteklerimizi tutuştrduktan sonra sesi soluğu kesilen minik kız, kıs kıs gülüyor olmalısın:) Biz hazırız, ya da öyle sanıyoruz bilmiyorum, bekliyoruz işte haberin olsun:)
Ama sen zaten kendin için en iyiyi bilirsin ve o zaman gelirsin, e hadi bize kolay gelsin....

29 Aralık 2015 Salı

Kuru Dallardan Kapı Süsü



Yılbaşı yaklaşırken herkes ağaçlarını kurdu, kapısını bacasını süsledi ve geri sayıma başladı. Bu yıl bizim gündemimiz biraz daha farklı olduğundan hazırlıklarım da ona endeksli haliyle. Bir süre önce başladığım hazırlıklar son doktor kontrolünde kızımızın beklenenden erken geleceğini öğrenmemle paça tutuşmasına yol açtığından hemen kapı süsümüzü tamamlayıp aradan çıkardım.




Çağan zamanında keçeden süsler çok modaydı, şimdilerde bu sektördeki moda da değişti, ben de daha farklı bir şeyler yapma arayışındayken instagramda severek takip ettiğim bu sayfada karşıma bu süsler çıkınca çok beğendim ve bebeğin cinsiyeti belli olduğunda da yapmaya karar verdim:)





Önce kuru dallı bir çelenk aradım ancak bulamayınca kendim yapmaya karar verdim, bir kaç gün içinde de bahçeye atılan budanmış söğüt dalları imdadıma yetişti. Henüz yaş olan dalları kıvırarak telle sabitledim ve sonra Smilena'nın terasında her evin direği polisan matrix lux anti aging x1 ile boyadım.





Boyarken Ebygale'in üçgenimsi uçlu bu fırçası çok işime yaradı. 




Sonrası ise evdeki kumaşlardan gül yapmaca. Bir ara milyon tane kumaş gülden kolye yapmışlığımız vardı, yapmaya yapmaya hamlamışım.


En son da aynı kumaşlardan bunting kesip üzerine tchibo'nun harf damgaları ile isim yazdım.
Bir diy da burada sona erdi, emeği geçen arkadaşlarıma teşekkür eder usulca kenara çekilip beklemeye devam ederim:) İnşallah gelmek için yeni yılı beklemesini umduğumuz kızımız da beğenir:)

Herkese mutlu yıllar!

12 Kasım 2015 Perşembe

Balkabaklı Muffin


Okula başlayan çocuk ilk yıl çok hasta olur derlerdi de bu kadar olacağını tahmin etmemiştim. Çağan normalde bağışıklığı kuvvetli bir çocuktur, çok fazla hasta olmaz ama okula başlamasının ardından neredeyse 2.5 aydır hiç ara vermeden öksürüyor, burnu akıyor. Bunun yanında eskiden hiç duyduğumu hatırlamadığım ve son moda hastalıklardan olduğunu düşündüğüm el-ayak-ağız hastalığı geçirdi.Toplamda 2 hafta ara verdi okula, okulda da herkes aynı durumdaymış zaten :(


Okuldan virüs geldikçe biz de sıra ile hasta olduk, benim bünyem hamilelikle birlikte daha da zayıfladığından, alerjik gelişmelere de hemen kucak açıverdiğimden, biri neredeyse 1.5 ay süren  2 faranjit-sinüzit ve peşinden bir dizi hastalık daha geçirdim. Eşim bile 2 kez hasta oldu ki onun bünyesi çok sağlamdır.  Bu hastalık ve ateş durumları her seferinde annemlerin bizi ziyaret edip ayrılmaları sonrasına denk geldi, çünkü hep öyle olurdu:( 
İlk hastalığımda rapor almamak için direnmiştim, baktım iyileşemiyorum paşa paşa gidip aldım, ikincisinde doktor zorla verdi, evde pijama terlik yapacaksın, yatacaksın dedi. O kadar antibiyotik kullandım ve kendimi kötü hissettim ki, sonra daha kötü hastalıklar da olabilirdi diyerek rahatlamaya çalıştım. Çalışan biri için evde raporlu olmak demek yapılmayı bekleyen işler için fırsat demek, bu kez(ikinci hastalıkta) bu hataya düşmedim çünkü gerçekten dinlenmeden geçmeyecekti. Rahat nefes almayı, yediğim içtiğim şeylerin tadını almayı özlemiştim.

İşte tam da o dinlenme sırasında bitki çayı yanında bir şeyler yemek için çok vakti oluyormuş insanın, hiç çekinmedim yedim:) Gitmeden önce annemle uyduruktan yaptığımız balkabaklı kekler güzel olunca burada da paylaşmak istedim, malum mevsim kabak mevsimi belki hafta sonu farklı tatlar denemek isteyen olur dedim.

BALKABAKLI MUFFİN:
1 su bardağı balkabağı püresi(buharda haşlayıp ezerek çok kolay)
3 yumurta
1 su bardağı şeker (fazla geldi)
3/4 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı kepekli un
1 su bardağı beyaz un
1/2 su bardağı ruşeym
1 çay kaşığı (silme) karbonat
1-2 damla limon suyu
1 paket kabartma tozu
1 tatlı kaşığı tarçın
4 gün kurusu kayısı
4 kuru incir

Şekerle yumurtayı çırpıp yağı ekleyip biraz daha çırpıp, un, ruşeym, karbonat, tarçın ekliyoruz, unun üzerine eklediğimiz karbonat üzerine 1-2 damla limon suyu sıkıyoruz, malzeme tam karışana kadar ufak hareketlerle karıştırıyoyruz. Muffin kaplarını yarısına kadar doldurup ufak doğradığımız kayısı-incirleri serpip üzerini tekrar dolduruyoruz. 160 derecede pişirip kürdan testi ile kontrol ediyoruz (genelde 20 dk da pişmiş oluyor muffinler)
*Yaklaşık 15 adet çıkıyor.
* Ölçü olarak klasik su bardağı (200ml) kullandık.
*Tadı havuçlu cevizli "Issız Adam Keki"ni andırıyor, içindeki kuru meyveler yüzünden şekeri daha da azaltılabilir, bir sonrakinde 1/2 koymayı düşünüyorum. 

Mutlu Cumalar, keyifli denemeler:)

23 Ekim 2015 Cuma

Gastro Akademi - Mutfak Okulu Blogger Etkinliği



Mutfak okulu belki de okulların en güzeli, hem öğrenip hem besleniyorsunuz. Bu yüzden Bursa'nın ilk ve tek profesyonel aşçılık okulu Gastro Akademi, et pişirme teknikleri üzerine workshop daveti gönderdiğinde hiç tereddüt etmeden katıldım. Bizim evde et işleri beyimden sorulur, o hayvanın neresinden ne olur, hangi yemeğe hangi baharat atılır, hangi teknikle pişirilir benden iyi anlar, biraz da damağı kuvvetlidir  o yüzden en iyisi kendi istediği şekilde pişirsin isterim . Ben Ege insanı olarak zeytinyağlılarla daha yakınım, evlenip Sivas'ta et yedikten ve evde daha sık pişmeye başlamasından sonra et yemeklerine merakım arttı diyebilirim.





Eşim et konusunda pek bilgili olduğundan derste öğrendiklerimi sorarak onun bilip bilmediğini sınayacağımdan pek heyecanlıydım:) Derse başlarken, sunumları kadar tadı da şahane atıştırmalıklardan tadarak biraz teori aldık ve hazırlanarak  mutfak kısmına geçtik.












Et pişirme, et marinasyon çeşitleri ve et mühürleme üzerine güzel bilgiler edindik. Şefimiz bizim için bir kaç çeşit sunum hazırladı, kavurma, fajita, ızgara ve füme et ile farklı sosların et ile birlikteliğini deneyimledik.  2. trimester sonuna yaklaşmış ve iştahı fazlaca açık bir hamile kişisi olarak kendimi frenlemeye çalıştım, zira alınan kiloların hesabı doktor kontrolünde soruluyor:(







O kadar yemek programı, şef izlemişliğim vardır ama okul adı üstünde, Bülent Çalışkan şefimizden yeni yeni şeyler öğrendim. Mesela etin lokum gibi yumuşacık olmasını istiyorsak temiz bir kavanoza hiç bir şey eklemeden  koyup kapağını kapatarak 3 gün buzdolabında bekletmemiz  -bu tekniğe çürütme deniyormuş- yeterliymiş. Etin lezzeti onu çürüten bakterilere bağlıymış, kulağa biraz itici geliyor ama şefimiz 15 gün karkasta kalmış ve dinlenmiş eti kullandığını, yeni kesilmiş bir etin lezzetli olmayacağını söyledi. 





Gastro Akademi, hem profesyonel hem de hobi olarak mutfakla ilgilenenler için özel programlara sahip, bunun yanında yeni açılan restoranlara demo mönüler ve mutfak ekibi hazırlayarak faklı bir hizmet de veriyorlar, sosyal sorumluluk projelerini de önemsiyorlar. 




Biz bu ekiple çok güzel bir gün geçirdik, güldük, pişirdik, yedik ve en sonunda sertifikalarımızı alarak ağzımız kulaklarımızda eve döndük. Siz de Bursa'da bir mutfak okulu arayışındaysanız ya da farklı yemekler, ekmekler, pastalar, teknikler öğrenmek ve öğrenirken eğlenmek isterseniz, bu adres tam sizlik. 

Gastro Akademi kurucusu Recep Hakan Ziya'ya hayallerini gerçekleştirip bu okulu açtığı için, Bülent Çalışkan şefimize güzel enerjisi, verdiği bilgileri ve elbette leziz sunumları için, tüm ekibe nezaket ve kusursuz ev sahiplikleri için teşekkür ederim.