25 Ocak 2017 Çarşamba

Fındık Kızım Defne 1 Yaşında !

Geçtiğimiz yıl tam da bu günlerde, sonu gelmeyecek sandığım kabus dolu günler yaşıyordum, ve sonra bu günleri bloga bu şekilde yazacaktım. Defne'nin doğum sonrası Çağan'ınkinden çook daha zor geçti, Defne büyürken hem reflülü bir bebek olması hem de Çağan'ın da küçük olması bizi zorladı. İki çocuğun çok çocuk olduğunu bizzat deneyimlediğim 1 yılın sonunda hayatımın en mutlu ama en yorgun günlerini geride bıraktım:) 

Fındık kızım Defne, ağabeyinin aşırı sevgi gösterileri ile ilk yılını sağ salim tamamlamıştı:) O zaman bunu kutlamak gerekirdi:)


Süslemelerde  beğendiğim yıldız temasını  kullanmak istedim. Yine hazırlıklara 1 ay öncesinden başladım, görselleri tarayıp neler yapabilirim diye baktım. 

Önce renkleri seçtim, somon rengi ve  sim gayet uyumluydu ancak sarı mı gümüş mü karar veremeyince yanar dönerli bir karton kullandım. Önce bir kurabiye kalıbı ile yıldız çizip ana kalıbı çıkardım, sonra o yıldız ile diğerlerinin kalıbını çizip günlerce kestim:)  Pinterestte gördüğüm yıldızları makinede dikmişlerdi, benim makinam olmadığı için annem yıldızları iki ucundan iğne ile  tutturarak dikti.  Duvardaki yelpaze süsleri de google görselleri aratıp nasıl yapıldığına bakarak yaptım. Önce kartonu boyuna tutup 2cm aralıklarla küçük noktalar koydum, sonra o noktalar üzerinden yelpaze gibi katladım. Noktalara gere yok ben düzgün katlarım diyorsanız bence ziyan edilebilecek bir kağıtla ön deneme yapın, göründüğü gibi kolay değil çünkü, bir süre sonra yamuluyor. Katlama işlemi bittiğinde alt kenarı düz  bırakıp üst kenarı iki ucundan zımbalayarak birleştirdim. Aynı yelpazeden bir tane daha hazırlayıp iki düz kenarı birleştirip arasından iple bağlayıp sabitledim. Bağladığım ipi kamufle etmesi için ortalarına parlak kartondan minik daireler kesip yapıştırdım. Büyük yelpaze için 2 adet A3, küçükler için 2 adet A4  boyutu karton kullandım.
Masanın altındaki püskül süsleri de grapon kağıtlarını ince ince kesip birleştirerek yaptım. Parlak olanı ise bir kap kağıdıydı, onu da aynı şekilde kesip birleştirdim.




 Ay ay çekilen fotoğrafları koymazsak olmazdı tabi. Mantar panoya doladığım jüt ipine tutturduğum fotoğrafları şövale yardımı ile sergiledim.



Karatahta panoyu Aslı teyzesi hazırladı. Hazırlıklar sırasında raporlu olarak evde yatarken bir de bununla uğraştı sağ olsun, ama teyze olmak kolay değil :) Hasta da olsa becerikli insan iyi iş çıkarıyor:) Defne'nin sonraki doktor kontrolünde boy-kilo ölçümü farklı çıksa da artık iş işten geçmişti:) Boy kilo değişti de diş konusu hala güncellenmedi:) Merakla bekliyoruz bakalım ilk okula başlamadan çıkacak mı ilk dişi:)))



Pastamızı geçen yıl Defne daha bir kaç aylıkken instagramda çok severek takip ettiğim @meliketuran'da görmüş kaydetmiştim, bir arkadaşım o pastanın çok benzerini yaptı, lezzeti de görüntüsü kadar güzel olan pastanın amatör birinin elinden çıktığına kim inanır:)





Konuklarımıza ufak bir anı olması için kitap ayraçları hazırladım. Aslında anı olması için yeşeren kalem vermek istemiştim, ancak en az 50 adet sipariş kabul ettiklerinden vaz geçtim, başka bir projede kullanırım inşallah.  Biraz keçe, biraz tütünün tülü, kurdele ve simli iplik ile yaptığım ayraçlara dekorda kullandığım yıldızların miniklerinden kesip yapıştırınca tamamlandı. Yelpaze süslerin kartonundan da küçük anı kartları hazırladım, gelenler Defne için dileklerini yazarak hatıra bıraktılar.








Her pasta gördüğünde mum üflemek ve doğum günü kutlatmak istediğinden bir kaç hafta önce Çağan'ı hazırlamaya başladık, önce Defne'nin doğum günü olacak, sonra anneninki sonra seninkini kutlayacağız dedik ama mumu üfleme garantisini hep verdik:) Görüldüğü üzere o gün herkesin derdi başkaydı:P


Defne 2016 yılının bebeğiydi,  inşallah 2017 'de abla olarak yerini kuzenine bırakacak ve inşallah ben de teyze olacağım. Umarım seneye Can oğlumuzun 1 yaş partisi için hazırlık telaşında oluruz:)




Bir kaç eksikle bizim kadro:) Hepinize bir kez daha teşekkürler!




Defne'ye giysi olarak tütü yaptık, çünkü 1 yaş tütüsüz olmazdı. Bu yıl giydirdim giydirdimdi sonra nasılsa  kendi istediğini giymekte diretecekti:) Zaten tacını da takmak istemedi, 1-2 fotoğrafta var yakalayabildiğim. Tütü yapımı için de youtube videolarından destek aldık, 3mt kristal tülü 40cm eninde kestik ve kestiğimiz parçaları üst üste koyup 6 eşit parçaya böldük. 80 cm enli lastiği iki kat yapıp diktik (40 cm olacak şekilde) ve kestiğimiz tülleri lastik içinden geçirip bağladık. 1 yaş için tütü yapımı diye aradığınızda kolaylıkla bulabilirsiniz. 



***
 Bir "ilk doğumgünü gerekli mi?" konulu polemiği ve kutlamayı da geride bırakmış bulunuyoruz. Bence doğum günleri önemlidir, dünyaya geldiğin gün kutlanmaya değerdir. İlk doğum günü de sen bir şey anlamasan bile kutlanmalıdır. Şahsen ben kendi fotoğraflarıma bakıp mutlu oluyorum, Defne de olur diye düşünüyorum. Bu yıl 16 ocak pazartesiye denk geldiğinden ve bizimle olacak sevdiklerimize uygun olduğundan 1 gün önce kutlama yaptık. 


Yaşarken oldukça zor ama zor olduğu kadar keyifli, oldukça uykusuz günler, geceler...2 çocuk arasında denge kurmaya çalıştığım, kimi zaman limitlerimi zorladığım kimi zaman olanları  kendimden beklenmeyecek rahatlıkla karşılayıp kendime şaşırdığım anlar... 2 çocukla 1 yıl ne ara geride kaldı anlamadım... Ailem en büyük destekçim oldu, şükürler olsun.

Fındık Defne kızım, pamuk kızım, mis kokulum, papatyam... İyi ki doğmuşsun, iyi ki kızımız olmuşsun. Sağlıkla nice nice yıllarını kutladığımız, Çağan'la mum üfleme yarışı yaptığınız günleri görmek dileğiyle...

8 Kasım 2016 Salı

Bebeğin İlkleri Panosu / Yenidoğan Panosu Vol:2

Daha önce burada Çağan için hazırladığım panoyu yazmıştım. Şimdi de Defne kızım için hazırladım aynı tema ile. Bu kez odasının renkleri sayesinde daha renkli oldu panomuz.



Yine onu ilk gördüğümüz ultrason çıktıları, göbek bağı ve ilk fotoğrafı yer alıyor. Ek olarak Defne kızımı bize müjdeleyen gebelik testim ve Çağan'dan ağzım yandığı için gözüm gibi baktığım hastane bilekliği var.






Defne'min saçı olmadığından onun yeri boş duruyor, zira saçını bekleseydim bu kabak performansı ile kim bilir  ne zaman tamamlanırdı:))




Evimin en kıymetli panoları, yan yana, dilerim kuzularım da hayatları boyu hep böyle yan yana olsunlar...















4 Ekim 2016 Salı

Nevale by elemeği

Daha önce çok kez bahsettiğim gibi, blog yazmak hayatıma çok özel insanlar kazandırdı. Bugün de onlardan birinin yeni iş yerinde hayırlı olsun demek için hep birlikteydik.  Sevgili Ayşe, mahallemdeki güzide restaurant/cafelerden birinde çalışmaya başladı, hayırlı olsun! 



Nevale doğum sonrası süreçte nefes almak ve kendime ayırdığım "annesaati"nde soluklanmak için sıkça uğradığım bir yerdi, önceki yazılardan birinde bahsettiğim üzere verdiğim kilolar sayesinde burada oldukça rahat takılabiliyordum:)




Bugün ise Ayşe bizi çok güzel bir etkinlik düzenleyerek ağırladı, bu sayede hala tatmadığım(!) diğer ürünlerle de tanışma fırsatım oldu.





Mekan ferah, sade ve gerçekten el emeği içeren ürünlerle dolu. İçeri girdiğinizde başınızın dönmemesi mümkün değil! Butik pasta, çikolata, kraker, aperatifler, günlük ekmek ve hatta artık Bursa'nın meşhuru kestane şekeri!







İki çocukla gittiğimde rahat ettiğim, arabamı kolayca park edebildiğim, Çağan'ı oyun parkına bırakabildiğim bu mekan yakında tamamlanacak emzirme ve bebek bakım odası ile bebekli misafirlerini daha iyi ağırlayacak.



#maşallahdemedengeçmeyin #gözleriniyediğimebygale im :)


Tatlı tatlı(!) yedik, sohbet ettik, eğlendik sayende Ayşe, sana ve ekibine tekrar teşekkürler! Tekrar hayırlı olsun!


26 Eylül 2016 Pazartesi

Ev Yapımı Ekolojik Deodorant


Maruz kaldığımız kimyasal kirlilikten bir nebze kaçabilmek için uzun süredir içinde alüminyum bulunmayan roll on kullanıyordum, sonra şurada rastladığım gibi karbonatı bir tuzluk içine koydum ve su/gül suyu ile koltuk altımı ıslattıktan sonra üzerine dökerek kullandım, kokulara katlanamadığım hamilelik döneminde bu yöntem çok işime yaramıştı. Doğum sonrası evde olduğum süreçte izlediğim bir programda Erkan Şamcı'dan öğrendiğim ev yapımı bu ekolojik deodorantı denedim ve memnun kalınca burada da paylaşmak istedim. 


Ev Yapımı Ekolojik Deodorant: 

1/2 çay bardağı kakao yağı
1 yemek kaşığı karbonat
1 yemek kaşığı mısır nişastası
1 tatlı kaşığı lavanta yağı (ya da kokusunu sevdiğiniz başka  bir yağ)


Kakao yağını benmari şekilde eritip diğerleri ile karıştırıyoruz, krem kıvamına getirdikten sonra kapalı bir kaba koyup buzdolabında bekletiyoruz. Ve deodorantımız hazır hale geliyor.


Tarif bu şekilde ama ben yaparken krem kıvamını elde etmek için malzeme ölçüsünden saptım, lavanta yağını da kokusu çok ağır olduğundan daha az koydum. Bir kaç deneme sonra ideal kıvam ve kokuya ulaşabilirsiniz. Eğer beklediğinizden sert olursa parmağınız ile biraz bastırarak alırsanız yumuşamaya başladığını göreceksiniz.

Küçük kavanoz, bitmiş krem kutuları ya da kullandığınız ürünlerini seyahatlarde yanınızda taşımanız için watsons/gratis gibi marketlerde satılan küçük kutuları kullanabilirsiniz, böylelikle küçük deodorantınız çantanızda fazla yer kaplamadan size eşlik edebilir.

Sizin de bildiğiniz başka doğal bir yol varsa paylaşırsanız sevinirim.
Mutlu haftalar!


1 Eylül 2016 Perşembe

Fındık Kızım Defne İle Doğum Hikayemiz

İkinci gebelik öncekine nazaran beni daha zorlayan bir süreçti, hem mide bulantısı hem kusma, halsizlik, bel ve bacak ağrılarım çok daha fazlaydı.Son ay içinde oturduğum yerden kalkmak, araba kullanmak, arabadan inmek, 15-20 dk dan fazla yürümek işkence gibiydi, hatta son haftalarda çok zor nefes alıyordum. Doğum öncesi kasılmalarım Braxton hicks kasılmalarım oldukça şiddetliydi, Çağan'da hiç kasılmamışım dedim hatta... Defne'yi öyle aşağı inmiş hissediyordum ki sanki bacaklarımın arasına iniverecekti. Bu hissiyatımı bebek aşağı inmeye başlamış diyen doktorum da onaylayıp doğumun beklenenden erken olabileceğini söyleyince alarma geçtik. 36. haftamda bir akşam Çağan'ın pijamalarını giydirmeye çalışırken gelen ince kasık ağrısı ile elim belimde beklediğimi gördüğünde eşim "bu gece doğursaydın bir de" deyince korkarak  "olabilir" dedim ve doktorun söylediklerinden mi etkilendim acabası ile kendimi yarım kalan kapı çelengini tamamlaya vererek dikkatimi dağıtmaya çalıştım. O gece annemle yaptığım telefon konuşmasında "yavaş yavaş kasıklarıma kımıl kımıl bişeyler oluyor" deyince onları da telaşa ortak etmiş oldum. Annemler o gece jet hızı ile eşyalarını toparlayarak ertesi gün yanımıza geldiler.

Görünen tarih 26 Ocak gibiydi, Dr. 22 Ocak için ajandasına not alırken ben daha önce hatta 15-16'sı gibi olur dediğimde( çünkü hem içime öyle doğuyordu hem de 16 güzel ve uyumlu bir tarih oluyordu) gülmüştü  ama şimdi kendisi daha önce beklediğini söylüyordu. 28 Aralık'ta annemler geldiler, doğumun yılbaşından sonra olması için dua ediyordum ve çok şükür 2016'ya Defne kızımla tek bedende girdik.  6 Ocak'ta doğum öncesi izine ayrılacaktım, beni iş yerinde gören herkes "bebek iyice aşağıda aman sakın burda doğurma" diyordu, e ben de ondan korkuyordum, baktım doğurmadım son gün vedalaşırken arkadaşlara suyum geldi diye şaka yapmayı ihmal etmedim. Aslıcım bana çok kızdı biliyorum ama olsun:)


İkinci doğumum olmasının ve az çok başıma gelecekleri bilmenin rahatlığının yanı sıra, son günlerde doktorun verdiği kilo bilgisi ile ya bekledikçe Defne daha da büyürse ve normal doğum sıkıntıya girerse kokusu,  kordon dolanması, kalp durması vb. gibi olumsuzluklar olmadan kızımı kucağıma alabilecek miyim ednişesi yaşıyordum. Defne'ye hamileyken bir çok olumsuzluk geldi başıma, önce tatilde zehirlendik, tatil dönüşü neredeyse doğum kadar hiç olmadığım kadar hasta olup antibiyotik almak zorunda kalarak evde raporlu yattım,  canım Aslım ile ölümden  dönmeli ciddi bir trafik kazası yaşadık ve iş yerinde büyük bir olumsuzluk yaşayıp ilk kez birinden davacı oldum, sağ salim bir kavuşsaydık diyordum. Tüm bu bekleyişin sonuna doğru hem kendimi hem de Çağan'ı merak ediyordum. Ben bir çocuk sahibi daha olunca nasıl hissedecektim, herkesin dediği gibi onu da aynı Çağan'ı sevdiğim  gibi sevebilecek miydim,  denge kurabilecek miydim, ona ve bize nasıl yetecektim, herşeyin altından kalkabilecek miydim...


Çağan henğz kardeş olayını kavrayamamıştı, etrafında kardeşi olan arkadaşı yoktu sadece
kreşte ikizler Defne-Rana kardeşler vardı. Kardeşin gelecek dendiğinde "kapı çalacak, ding dong yapacak Defne gelecek" diyordu, ama arada okuldaki Defne hatları karıştırıyordu ve kardeşi olarak ondan bahsettiğimizi sanıyordu:) Çağan Defne'yi görünce ne yapacaktı, çok kıskanırmıydı ki...






Yılbaşından bir hafta sonra kız kardeşim geldi, artık doğum olurdu, çünkü Dr. erken gelecek dediği halde hala gelmemişti Defne. Ben 38+4'te, uyumakta ve solumakta iyice güçlük çekiyor, kasılmalar sırasında o an ne yapıyorsam bırakıp geçmesini bekliyordum. Kardeşim 1 hafta kaldı hala Defne gelmedi, günlerden 16 Ocak cumartesi olmuştu, kardeşim ertesi gün dönecekti ve doğumu kaçırmak istemiyordu. Evde herkesin gözleri üzerimdeydi. konuştuğum ve whatsapp tan yazıştığım arkadaşlarıma o gün Defne'ye verdiğim sürenin dolduğunu yazmıştım, gelmeliydi artık:) Akşam eşimin -ve benim de- iş yerinden arkadaşımızın kardeşinin düğünü vardı, aylar öncesinde davetiyeyi
aldığımda o zamana kadar doğurmamış olursam gelirim demiştim, ne uzaktı halbu ki  o tarih, gelmişti bile düğün akşamı. O gün akşama kadar düğüne gitsem mi gitmesem mi diye düşündüm ve giysilerimin içinden hala düğünde insan içine çıkılabilir birşeylere  sığabildiğimi görünce gitmeye karar verdim, biraz değişiklik olsundu...Annem ve eşim yüzüme bakıp kararımı değiştirmemi beklediler ama yok, " gelinin babası doktormuş nasılsa" deyip gülüyordum, gidecektim.

Saat 18.50:Yemekten önce bir arkadaşımla yazıştım,  yoktu hala bir numara, merak etmesindi.. Telefonu elimden kitaplarım yanına bırakır bırakmaz belimde bir ağrı hissettim.  Anneme sordum, doğum ağrıları olabilir dedi.10-15 dk sonra bir tane daha. Yemekte az birşeyler atıştırdım, düğünde yiyecektim nasılsa..Masada annem yüzümden ağrım olup olmadığını kestirmeye çalışıyordu.  Ben dakika tutmaya başlamıştım, ağrılar daha  kuvvetli ve sık geliyordu. Tabağıma biraz daha yemek aldım, düğüne gitmekten vazgeçmiştim, muhtemelen doğuracaktım, karnımı iyi doyurmalıydım...




Saat 19.30: Doktorumu aradım ve durumu anlattım, ilk doğumumda sürecin hızlı ilerlediğini bu nedenle telaşlandığımı söyledim, hastaneye geçmemi istedi. O anda cumartesi gecesi adamı planından programından edeceğim diye düşündüm, ama doktorluk da böyle bir meslekti işte...Hastane çantamızı alıp kapıya çıktık, ilk doğumumda evden hep birlikte çıkıp gitmiştik, bu kez Çağan da vardı...O babam ve Bora ile evde kalacaktı, eğilip öptüm onu, gidiyordum ama doğum işte bu, ya dönemezsem? O an içimde büyük bir boşluk oldu, ne yapacağımı bilemedim, oğlumu öyle kimsesiz bırakıyormuşum gibi, bir kötümserlik, bir telaş... Yine bir dalga ile kendime geldim, hemen kendimi toparladım ve arabaya indim. Yolda giderken arkadaşlarıma whatsapp tan gelişmeleri yazıp dua istedim ve Aslı ile ilk görüntülü konuşmamızı yaptık:)

Saat 19.50: Hastaneye girdik, acil serviste beklettiler çünkü henüz ebe nöbete gelmemişti. İçimi bir sıkıntı kapladı, kos koca hastanede 1 tane mi ebe vardı, o an doğursam mesela kim bakacaktı bana? Neyse ki, çok uzun sürmeden servise aldılar bizi, orada hayatımda gördüğüm en güzel hatunlardan biri, böyle melek gibi bir ebe karşıladı, NST'ye bağladı beni. şimdi daha netti her şey, dalgalar görülüyordu.

Saat 20.00: Açıklık 3 cm. Odama yerleşip sırtı süper dekolteli o hastane elbisesinden giydim. Dalgalar daha şiddetli ama hala kasıklarımda bir his yok, olay bu kez tamamen belimde gerçekleşiyor, ne değişik, kız bebekte ağrı belden erkek bebekte kasıktan geliyor demişlerdi, doğruydu galiba.

Saat 20.22: Ebe damar yolu açtı, form dolduruyor bir yandan sorular soruyor, en son kaç saat önce yemek yediğimi sorduğunda ilk doğumumda çok aç kaldığım için bu kez güzelce yiyip geldiğimi söylüyorum -oh canıma deysin- elbette lavman yapılıyor. Koridorda yürüyüş yapıyorum. dalgalar geldiğinde dinleniyorum, yatağın başından tutup esniyorum.

Saat 22.16: Açıklık 5-6 cm. Ebeye "doğum bu gün olmaz herhalde, 12'yi geçer mi?" diyorum,  -o halde yaptığım hesaba bak, gece yarısını geçerse 17 Ocak olacak çünkü-  Çok güzel ilerlediğimi, bu gidişle gece yarısından önce doğumun olabileceğini söylüyor. Yine NST'ye bağlıyor, oysa yürüsem daha iyi hissedeceğim.  Aklım Çağan'da bir yandan, ne yaptı, uyudu mu? Onunla ayrı kaldığımız ilk gece...

Saat 22.35: Açıklık 7 cm. Dalgalar hala belimde, hala beklediğim şiddette değil, gayet dayanılabilir kıvamda. Doktorumun ne zaman geleceğini soruyorum, ekibe haber verdiğini birazdan doğumhaneye ineceğimizi söylüyor. Çağan'da doğumhaneye gittikten 2-3 dk sonra doğurduğumdan telaşlanıyorum, doktorum yetişemeyecek, nasıl olacak vs...

Saat 22.45: yavaş yavaş ıkınma hissi başlıyor, dalga kısmı bu kadar mı? Daha şiddetlenmeyecek mi? Doğumhaneye iniyoruz ebe ve bir görevli var yanımda, doğumhanenin elektrik düğmelerini bulamıyorlar, o anda kafamda milyonlarca kötü senaryo cirit atıyor, bunlar buraya ilk kez geliyorlarsa beni nasıl doğurtacaklar diyorum, derken ışıklar yanıyor, beni masaya alıyorlar ve asıl doğumu yaptıracak ebe geliyor, kendini tanıtıyor. O ebe ile birlikte içim biraz rahatlıyor, şu insana güven veren duruşa sahip, kendinden emin olanlardan biri çünkü. Sanki Nat Geo Science'de kurtardığı gebelerin belgeselini izlemişim, o anda nerden bu olumlu enerji akışı anlamıyorum, kafam güzelleşmiş demek ki iyice....

Açıklık 8 cm diyor, az kaldı. Ama benim ıkınma hissimi ne yapacağız? Tut kendini diyor, işte en zoru o. "doktorum nerede, neden gelmedi" diyorum, az önce doktor ile konuşan ebeye. "bebeğin şu kemiklerinin ardında ve gelmesi daha 10 dakika sürer" diyor,  O an ebenin beni oyalamaya çalıştığını düşündüğümden çok kızıyorum, çünkü doktorsuz doğuracağıma iyice inanmaya başlıyorum, ıkınma isteğimi dizginlemekte çok zorlanıyorum. Yine ıkınmamı kontrol etmeye çalışırken kendisi bir şeyler yapıyor, sanırım suyu patlatıyor, acele ile doktoru arıyor, nerede olduğunu soruyor ve " mekonyum var" diyor . Ben o anda kafamı kaldırıp "neeeeeğğğğ? Kakasını mı yapmış?" deyince mekonyumun ne olduğunu anlamama şaşırarak "yeni yapmış "diyerek ve elindeki bebeğin kalp atışlarını tespit eden minik portatif bir cihaza bakarak beni sakinleştirmeye çalışıyor.

Artık çok ama çok zor dayanıyorum, bebeğin sağlığından endişe ediyorum, bıraksalar da doğursam diyorum, gözüm saatte, 23.26. o anda doktorum içeri giriyor, ne durumda olduğumu öğrenip direktiflerine uymamı istiyor, ıkın dur, ıkın dur. 3. ıkınmada "dur!" diye bağırıyorlar.

Saat 23.32 : Defne geliyor. Biraz morarmış ama ağlıyor. Fındık kadar yüzü var. Çok şükür, sonunda geliyor kızım, ona sarılmak istiyorum. Tam göbek kordonunu keseceklerken " durun, kesmeyin" diye haykırıyorum. Doktorum hatırlıyor konuşmamızı,benim isteğim üzerine bekleyecekti, ama ebe çok şaşkın, bırakıp bekliyor ama solunumunda sıkıntı olabileceğinden doktorum "daha fazla beklemeyelim istersen" diyor, "tamam" diyorum, ayırıyorlar onu benden, içimde bir burukluk.... Yan tarafımda burnunu ağzını aspire ediyorlar, çocuk doktoru gelip muayene ediyor. Sağlığı iyi diyorlar, gözümün önünde, çok şükür, bin şükür kızım hoş geldin...

Onu giydiriyorlar, benim işim bitiyor ve ilk kez koynuma koyuyorlar, emzirmeye çalışıyorum. Öyle acıkmış ki... Öyle pamuk, öyle ılık ve öyle savunmasız ki...
Fındık gibi minicik suratı, kibrit gibi parmakları var.  Yine zaman duruyor, boşluktayım, sanki ilk kez bebeğim olmuş, tatlı bir karın ağrısı, heyecan, kucağımda taptaze bir can! Kızım hoş geldin...




16.01.2016
39. hafta
Saat: 23.32
Defne kızım 2760 gr, 49 cm.

Doktorum, henüz masadayken "Hiç sesin çıkmadı ya Gonca, çok iyiydin" dedi, "Benim sesim çıkmaz doğumda" dedim, güldüm. Çünkü yine nefes tekniklerine odaklanmıştım, benim için doğum sürecinden ziyade sonraki süreç çok ama çok acılı oluyordu. İlkinden farklı olarak bu doğumumda masadaki ıkınma durumunu zaptetmeye çalışmak çok zordu. Doğum, yeni bir can doğururken kendini de yeniden doğurmak, yenilenmek, arınmak gibiydi. Bir kez daha doğurdum, bir kez daha doğdum, yine anne oldum. Bin şükür.




Allah her isteyene, hayırlı zamanda, aratmadan miniği ile kavuştursun inşallah!